düşleYORUM

Bilgi ne için gerekir?
Öğrendiklerimiz; bizi özgür olmaktan alıkoyan bir itaat sopasına mı dönüşür elimizde?
Hayatlarımızın hızı ve konforu; tüm bunları 'Olağan şeyler' haline mi sokar?
Anlama eylemini, hayatımızı özgürleştirmek için değiştirmeye neden kullanamıyoruz?
Dünyayı neden değiştiremiyoruz?
'Film seyrindeki tadı' analiz eden bu program; kendi olmasının kapılarını açar seyir insanına.

Sinema, tv öğrencileri, akademisyenler ve yurttaşların katıldığı naif, yaratıcılığa; seyircinin de kuşkusunu katar program.
Geleneksel sinemanın pazardaki eğlendirici başarısı (!), duygu yaşantı birliği ile sunduğu dramatik 'katharsis'; olağan olana (!)itaat etmeye koşullar seyircisini.

Brecht'in, özellikle olağan olanın gerçekte şaşırtıcı olduğunun anlaşılacağı sorularını soracaktır moderatör. Olağan yaşayıp ve gördüğümüz, bu olağandışı yaşamlarımıza epik uzaklıklarda, hakikat sorgulanır, aranır...

Film Afyonu yerine;
'Sürekli devrim!'

 

'Meta ilişki' sahasında eylediğimiz tasarımlarız...

Algıda özgürlük üretmeyi öğrenmek insana iyi gelir mi?
Film analizleri üzerinden örneklenecek bu iddia ile izleyici, program estetiği üzerinden ‘gerçekle’ nasıl bir etkileşime girebilir!
Programın öğrenci ve yurttaşlarla kuracağı naif, özgürlükçü çizgi: ‘yaratıcı söylem’ enerji ve niteliğiyle destek alabilir mi?
Elbette burada söz konusu yapay kurgunun “gerçekmiş” iddiasına vurgudur.

Ancak gerçeği «olduğu» gibi aktaran belgesel filmler de büyüleyici nitelikte ve «afyon» işlevindedir… Çünkü gerçekte, gerçeğin kendisi (böyle bir tarihsel dönemde) büyüleyici olma özelliklerine sahiptir.
 
'Olmak' tabii bir şey midir? Hayır tamamen “doğal dışı”dır. «Olmanın», başka bir deyişle yaşamın, bu «esrarlı, mucizevi ve tamamen doğal dışı özelliğidir, sinemadaki büyü. Günümüz geleneksel sineması yaşamın esrarlı, mucizevi ve “doğal dışı” özelliğini yönlendiren yasaların seyirci tarafından keşfedilmesi yönünde herhangi bir girişimde bulunmaz. Sorun işte budur! Seyirci gerçeği yaşamdakinden farklı olmayan şekilde, «olduğu gibi» algılamaktan öteye gidemez ve yaşamı yönlendiren yasalar üzerinde etkinlik elde edebileceği bir konuma gelemez. Sektör çalışanları; dekordan, oyundan, film hilelerinden yararlanarak yapıtlarında içerik ve biçim yönünden en elverişli yapıyı kurmaya çalışırlar. Yapıt için elde edilmiş en elverişli yapı ne demektir? Bu elverişliliğin ölçütü nedir? Söz konusu edilen şu “belirli kavram” nasıl bir kavramdır, nereden gelmektedir?
Sinemanın işlevi seyirci kitlelerini eğlendirip yüksek «kar» elde etme amacı doğal bir sonuç olarak değerlendirilir. Olaylar tek bir çizgi üzerinde gelişir ve ardındaki süreçlerin işleyiş ve değiştirilmesi hakkında seyirci aklının çalıştırılması ne beklenir ne de istenir.